"M.E.Y"in Seyir Defteri- Yeni Dönem Klasikleri

Gönderen paranormal | 9 Oca, 2009

Fimler:

1- K- Pax

2- Armegeddon

3- Catch Me İf You Can (Sıkıysa Yakala)

4- Minority Report (Azınlık Raporu)


1--- K- Pax---


Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Iain Softley

Oyuncular: Kevin Spacey, Jeff Bridges

Sonuç:8 Puan. Sıkı bir film. Bilimsel ayrıntıları ile bizi merak unsuruna, konusu ile kurgusal evrenine; çekiyor. Quantum Fiziği, Astronomi ve Astroloji ile ilgilenenler için ayrıca bir malzeme deposu. Sinema ve Tasavvuf kategorisinde yeni yazımda daha içerikli inceleyeceğim bu filmde; şimdilik soru işaretlerine yol açan; Samanyolu Galaksisinden olmayan K-Pax gezegeninden Prot'un;( Kevin Spacey) astral beden ile hareket ettiğini, bu beden vasıtasıyla zihin katmanında tepkisel olarak yalnızca bir aşılamamış olay barındıran zihnin kontrolündeki bir bedene yerleştiğini, melek dediğimiz salt enerji varlığı olduğunu ve etrafına bir takım açılımlarda yardımcı olmak, hayatlarını düzene sokmaları için gereken noktaları açımlamak için geldiğini, astronomik olarak gezegen kavuşumlarının yaydığı yüksek enerji vasıtasıyla alemler arası seyahat edebildiğini ve bu yolla ortadan kaybolduğunu söyleyebiliriz.

2--- Armegeddon---


Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Micheal Bay

Oyuncular: Bruce Willes, Ben Affleck

Sonuç: 7.8 Puan. En klasik aksiyon yapısı. Güçlü oyuncularıyla deskteklenerek, müziğin alttan verdiği gaz ile yolan film; seyirciyi kendi evrenine çekerek; kurulması zor bir bağ kuruyor.Amerikanvari oryantalist düşünceleri fazlasıyla öne çıkarması belki biraz fobisel yaklaşımlar sunabilir. Bir kaç türkçe replik de var. İzlenmesi gereken bir film...

3---Catch Me İf You Can (Sıkıysa Yakala)---


Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Steven Spielberg

Oyuncular: Di Caprio, Tom Hanks

Sonuç: 8.4 Puan. 16 yaşındaki üstün zeka bir çocuğun düzenli giden hayatının annesinin babasını aldatması ile başlayan; bunalım sürecinin; ailesini barıştırmak, bunalımdan kurtulmak ve kendini ispatlamak için kalpazanlığa başlaması ile içinden çıkılamayacak bir duruma dönmesi; anlatılıyor. Bu sırada dedektif ile aralarındaki ilişki, bir baba- oğul ilişkisine dönerek; seyircide klasik olmayan bir suç hikayesi açılımı sağlıyor. Kesinlikle izlenmesi gereken bir baş yapıt ...

4--- Minority Report (Azınlık Raporu)---


Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Steven Spielberg

Oyuncular: Tom Cruise, Max Van Sydow

Sonuç: 7.6 Puan. Spielberg bu işi biliyor. Klasik yapıyı özgün içerikle ve iyi oyuncularla doldurarak sanki hiç yapılamayacakmış gibi gözüken bir film ortaya çıkarıyor. Kurgusal evrenindeki dikkate değer ayrıntılar, alt yapısı dolu bilimsel açıklamalar ve sıradışı sonu ile seyirci filme bağlanıyor. Filmin sonuna ulaşmak için fazlaca tesadüfsel sahneler kullanılsa da izlenmesi gereken bir film olduğu kesin...

"M.E.Y"in Seyir Defteri Film - Uzay Maymunları

Gönderen paranormal | 8 Oca, 2009
Yer: Maçka G-Mall Sinemaları, İstanbul

Eküri: Sadi Çilingir, Turgay Tanülkü, Mehmet Şenkal, Ali Ulvi Uyanık, Erol Bilem, ...

Vizyon: 9 Ocak 2009

---Uzay Maymunları (Space Chimps)---



Yönetmen : Kirk De Micco

Konu
: Beş milyar dolarlık uzay mekiği kara delikte kaybolunca, uzaya giden ilk maymunun torunu olan Ham III, uzaya derinliklerine gidip mekiği bulmak üzere bir teklif alır.

Ama Ham fazlasıyla özgür ruhludur ve sirkte bir şov maymunu olarak çalışmaktan memnundur. Sonunda iki maymunla birlikte görevi kabul eden Ham, uzayın derinlerine yaptığı yolculukta kendisini inanılmaz bir maceranın içinde bulur ve galaksinin en acımasız diktatörüne karşı savaş vermek zorunda kalır.

Ham, uzaya giden dedesinin aksine rahat bir maymun olarak yaşamak istemektedir ve dedesinin izinden gitmek yerine bir sirk maymunu olarak çalışmaktadır. Fakat Uzay Birimi ona reddedemeyeceği bir teklif sunar.

Evrim; aslında insanın içinde olmalı, fizikselliğinde değil. Küçüklere itafen yinelenen Türkçe dublaj başarılı olsa da gerçekleştirilememiş animasyon dil sorunu nedeniyle evrime gerek duyuyor. Filmdeki; şempanzeleri; aklını kullanabilen,davranışları ve haliyle dengeli; insan olarak; uzaydaki yaratıkları da insan yaratılmadan önce, yani algılamanın son aracı akıl kavramı oluşmadan önce; yaşayan insansıları simgelemek için kullanabiliriz.

Teknik anlamda; yetersiz bir grafik modülü aktifliği olduğunu söylemek zorundayız. Uzay; uzayın derinlikleri; uzaylı yaratıklar ne yazık ki üstünkörü tanımlanmış. Animasyon türünün çizgi film kategorisine enjekte edeceğimiz Uzay Maymunları filmi küçüklere içerik olarak büyük, yapı olarak zayıf bir armağan hediye ediyor. Daha güçlü grafiklere ihtiyacımız var.

Komedi, macera yapısı; yönetim anlamında başarılı olarak değerlendirilebilir. Diğer akranlarına oranla yeterli komiklik içermese de ara sıra bizi tebessüme sürüklemiyor değil.

Sonuç: 6.8 Puan. Küçükler izleyebilir. Büyükler özünde birşeyler yakalayacak olsa da güçlü grafik öğeleri bulamayacaklar ve moralleri bozulacak. Saygılar

"M.E.Y"in Seyir Defteri Film - Pandora'nın Kutusu

Gönderen paranormal | 8 Oca, 2009
Yer: Maçka Gmall Cinebonus Sinemaları, İstanbul

Eküri: Sadi Çilingir, Ali Ulvi Uyanık, Turgay Tanülkü, Erol Bilem, Atilla Dorsay, ...

Vizyon: 23 Ocak 2009

---Pandora'nın Kutusu--- “Pandora's Box---


Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu

Pandora'nın Kutusu: Antik Yunan mitlerinde Pandora; bütün kötülüklerin başı sayılan kadındır. Simgesi ise; tahminen Adem'i ayarttığı düşünülen Havva annemizdir. Pandora'nın Kutusu; cennet halinden dünya haline düşmemize neden olan bedensel ve zihinsel insani özelliklerimizi barındıyor. Filme göre düşünürsek; bu kutunun içinde; bizim olgunlaşmamızı ve kişisel gelişimizi sağlaması için varolan eksikliklerimiz ve artılarımız var. İnsan olmamızla beraber açılan kutu, doğru tanımlanması gereken hallerimizin bütünlüğünü simgeliyor.

Konu: Karadeniz'de yaşayan annelerinin kaybolduğu haberini alan üç kardeş, annelerini bulmak için apar topar yola düşerler. Bu yolculuk sırasında birbirlerini aslında hiç tanımadıklarını fark eden kardeşler, aralarında çıkan ciddi problemlerle de baş etmek zorunda kalacaklardır. Ve tüm gerçekler Pandora'nın kutusu açılmışçasına ortaya çıkacaktır.

Çoklu minimal öykü anlatımı ile karşı karşıyayız. Aile bireylerinin (üç kardeşin) kişisel durumları; arabayla Karadeniz'e gitmeleri ile başlayarak filmin sonuna kadar gözden geçiriliyor.

Anne kaybolmadan önce kim ne halde? Neden anneyi bunca sene yalnız bıraktılar? Bu sorular film için çok da önemli değil. Bize annenin; nasihatları ve yanımızda bulunması yetiyor. “Homokapitalist” varlıklarının beş dakikaları ne kadar da önemli tüm çıplaklığıyla görüyoruz.

Büyük (Derya Alabora) ; güçlü bir lider. Ya da kendini öyle zannediyor. Herkesi elinin altında tutmaya çalışıyor. Herkesin yerine hareket etmek istiyor. Herkesin onun yanında olmasını istiyor. Anne ilk önce büyük ablayı sorguluyor ve bizlere bu karakteri sorgulatıyor. Bu karakterin annesiyle ilgilenmesi; annesini de manipule etmek istemesinden mi, yoksa gerçekten annesine olan sevgisiyle mi ilgili; beraberce seyre dalıyoruz.


Ortanca (Övül Avkıran); özgür bir ruh. Ya da otoriden kaçtığı için öyle gözüküyor. Tepkisel egosunun; baskı zihniyetiyle ortaya çıkması onu olmadığı hallere sürüklüyor. Aslında anasının dizinin dibinde oturabilecek bir karakter. Yapması gerekenler var, kendine de vakit ayırmalı, annesi ile ilgilenebilecek halde değil şu aralar.

Küçük (Osman Sonant); asi ruh. Ne yaparsa yalnız; kendisi yapmalı. Uzaklaşmalı o baskıdan. Yoksa ablaları kulağını çekecekler. Parası yok ne yazık ki, iki adımında bir geri dönüyor. Yine bağlı kapitalizm'e, ablalarına, başkalarına.

Torun (Onur Ünsal) ; anasından; otoriteden kaçıyor. Kötülük; serserilik peşinde değil; ama sevgiyi dışarda arıyor; dışarda hissediyor, evinde değil.

Anne (Tsilla Chelton); rahatça kendi toprağında olmak (ölmek), yıllardır yalnızlığına arkadaş bulduğu dağları görmek niyetinde. Torununun kaçırması değil onunki, torununun ki damarlarında dolaşan deli kandan; anne giden yıllarının peşinde; ne yapsın!

Bir sevda masalı bizimki; kuralları yıkan, otoritenin halısına işeyen; konformizm'in( kurallara uyan- konforu seven değil) doruklarından, en aşağısına laf yetiştiren bir fenomenin bildirgesi.

Politik elbiseler de yok değil hani, Yeşim'in her defasında araya sıkıştırdığı gibi...

Üç kardeş hikayesi değil bizimki; Pandora misali bir sürü kadın tiplemesi...

Feminizm değil bizimki; birebir tüm erkekliğin görünen hikayesi...

Oyunculuk derdi değil bizimki; kendini oynayabilmek ferayesi...

Film izlemek değil bizimki; yiğidin hakkını verip, ortadan kaybolma kemaleti...

Puan verme derdi değil bizimki; sen dersin 5, o der 6, ben derim 7; meselesi...


Mehmet Emin Yıldırım

(meyproduction@gmail.com)

"M.E.Y"in Seyir Defteri Film -Vali-

Gönderen paranormal | 6 Oca, 2009
Yer: Nişantaşı Citylife Sinemaları, İstanbul

Eküri: Sadi Çilingir, Ali Ulvi Uyanık, Erol Bilem, Atilla Dorsay, ...


---Vali ---

Yönetmen: M. Çağatay Tosun

Oyuncular: Erdal Beşikçioğlu, Uğur Polat, İsmail Hacıoğlu, Şebnem Dönmez, Şemsi İnkaya, ...

Konu: Karakteri, güçlü iradesi, sıradışı fikirleri ve enerjisiyle halkın güvenini kazanmış bir devlet adamı olan Recep Yazıcıoğlu’nu Vali filminde, en son görev yaptığı Denizli ilinde başından geçen ilginç olaylarla izleyeceğiz.

Kurgu ve Montaj: Aksiyon sahnesi girişi ile “biz de vurdulu- kırdılı film yapabiliyoruz artık” cümlesini onaylatmaya çalışan film; çok başarılı sayılmasada yapmaya kalkıştığı kurmaca kaçamağından dolayı övgüyü hakediyor. Ele aldığı ilginç konusu; bir belge niteliğinde, emin ellerde bulunduğu için, film kurgusal evreninin dizaynında zorluk çekilmesi; pek hoş karşılanabilir gibi değil. Birkaç plan-sekans ve estetik açıdan başarılı sahne puanımızı artırıyor. Yalnız; unutmamak gerekir ki bu bir sinema filmi. Sinema; diziden ve benzeri kameranın kullanıldığı diğer türlerden en belirgin ayrımını görsel estetiğinde keşfeder. Basit örnek olarak: bir tablo ile bir film afişi ya da posterinin arasındaki farkında duyumsanan o “çiğlik” benzeri his sinemayı; diziden ayıracaktır. Bu hissin işaret ettiği teknik aksaklık; kamera arkasında “ışık öğelerinin” yanlış kullanılmasından ya da es geçilmesinden dolayı gerçekleşebilir. “Vali” dizi film değil; bir sinema filmidir. Bu da biz izleyenlerin iki boyutlu perdede en az iki saat reklamsız duyumsadığımız bir şeydir. 1.8 puan


Senaryo: Elimizde bir belge var; kendimizce güçlü veriler ve kanıtlara dayanıyoruz sırtımızı. Vali filmi elindeki bu belgeyi kurmaca bir yapıda bize aktarmaya çalışıyor. İlk başlarda film çok başarılı klasik kurmaca filmi girişi yapıyor. Yapılan bu kurmaca ne yazık ki sonlara doğru kendini birden bire belgesel yapıya bırakıyor. Oyunculuklar erteleniyor, kurgu zayıflıyor. Senaryonun aktarımı konusunda Kurmaca- Hakikat- Belgesel sorunu baş gösterdiği için puanımızı bu kategoride birazcık kısmak zorundayız. 1.8 Puan

Oyunculuk: Hızlı çalışan, birbirini tanıyan bir ekip işi gibi gözüktü film bana. İnanılmaz güçlü kast ordusuna sahibiz. Erdal Beşikçioğlu kast için uygun bir tip. Zaman almak için; asabiyet rolü oyuncu montajına tekrarlar nedeniyle kaçsa da yeterli bir oyunculuk çıkartmış. Şebnem Dönmez, İsmail Hacıoğlu tam puanı hakediyorlar. “Ruhsar” dizisinden beri pek ortalarda görmediğim Hakan Gerçek'e hoşgeldin diyor, ayrıca bu kategori vasıtasıyla Şemsi İnkaya abimizi ellerinden öpüyorum... 3 Puan


Sonuç: 6.6 Puan. Oyuncuları ve oyunculukları, siyasi bir olaya kurmaca yapısı ile ışık tutmaya çalışması, (Kurmaca filmin “kanıt” olabilme yetisi yoktur; ancak açılım sağlar.), biraz da görselliği için izlenebilir. Aradığımız galiba daha güçlü bir sinema. Saygılar

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

"M.E.Y"in Seyir Defteri- Üç Film Birden Kuşağı

Gönderen paranormal | 4 Oca, 2009
Film

1- İnsomnia

2- Good Bye Lenin (Elvada Lenin)

3- Children Of Men (Son Umut)


1- İnsomnia


Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Christopher Nolan

Oyuncular: Al Pacino, Robin Williams, Hilary Swank

Sonuç: 7.4 Puan... İzlenebilir Film. Nolan üstadın (Dark Night) Hollywood klasik suç filmlerinden birine imza atması söz konusu. Klasik yapıyı; özgün açılımlarla genişletmeye çalışan yönetmen; ünlü oyuncuları da yanına eklemiş ve filmini yine klasik bir atmosferde tamamlamış. Robin Williams'ı zaten çok beğeniyorum. Farklı bir rolde oynamış bu kez. Suçlu- Polis, Polis- Polis, Kişisel Vicdan ve Toplumsal Vicdan kavramları üzerinde düşündürücü bir yapıya sahip film. Polis (Dedektif) adalet bekçisidir; ve klasik kurallara uymalıdır. Ama film ;Nolan'ın klasik kurallara uymaması gibi kendi öyküsünde adaletin temel kurallarını çiğniyor. Suç- Gerilim- Bulmaca üçlemesine ayak uyduranlar için izlenebilir bir film; diğer arkadaşlar bu açılımları Seven filmi ile ne yazık ki sona ulaştırdı; izlemeselerde olabilir.

2- Good Bye Lenin (Elvada Lenin)


Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Wolfgang Becker

Sonuç: 7.6 Puan... İzlenmeli Film. Toplumsal ve sosyal literatürde bilinen milyonları peşinden koşturan açılımların sınırlı bir alanda ayyuka çıkması söz konusu. Almanya'da yaşayan bir ailenin; doğu- batı duvarının, kapitalist ve komunist güçlerce yıkılması konu alınıyor. Biz; en iyisi kendimizi kandırmayalım; devrimlerimizi iç yapımıza (aile) taşıyalım diyor film. Olacak zaten oluyor. Kapitalist füryanın bizlerden neler alıp götürdüğünü, Komünizm'in paylaşımcı ruhunun ne kadar da yalancı olabileceğini, Sosyalizm'in bizi kendi içimize adaletle, dışımıza ise sevgiyle yaklaştırması ile başlayan sorunları ve bir araya gelmemizin; sosyal seçeneklerimizden dolayı artık çok zor olduğunu; görüyoruz. İzleyin ve bir ailenin içinde neler neler olabileceğini ve iktidarın politik araçlarının ata- erkil değil de ana erkil olursa nasıl farklı olabileceğini görün.

3- Children Of Men (Son Umut)


Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Alfonso Cuaron

Sonuç: 7.8 Puan. İzlenmeli Film. Tek plan, plan- sekans ve aktüel kamera çekimleri ile desteklenen özgün bir fikir. Prodüksiyon aşamasından tutunda film kurgusal atmosferinin yaratılmasına kadar geçen sürede ekip tarafından inananılmaz bir iş çıkartılmış. Sinematografik yeni açılımlar için aksiyon türü peşinde koşan yönetmenlere iyi bir örnek teşkil edebilir. Kamera nasıl kullanılır, kamera nasıl karakterleşebilir, kurmaca- belgesel yapı nasıl beraber yol olabilir; iyi bir örnek; izlenmesi tavsiye olunur.

"Hangi Filmin Yönetmenisiniz?"

Gönderen paranormal | 3 Oca, 2009
Yönetmen: Yöneten kişi. Sinema Sanatı Eser Sahibi. Organizatör. Manipule eden kişi.
 

Günlük hayatta kullanılabilecek bir takım verileri sinema sanatı üzerinde uygulamaya çalışağız.(MBTI metodu)

Yönetmen (kişi); temelinde üç kişisel haliyle değerlendirilebilir. Sağ lobun yüksek oranda aktiviyeti, sol lobun yüksek oranda aktiviyeti, sağ- sol aktiviyetinin dengesi.


Sol Lobun Yönetmeni: Ayrıntıları görmek, analitik düşünmeyi becerebilmek ve analiz yeteneği ile; kişi ve olay tespitlerinde başarılı olmak gibi özellikleri vardır. Ayrıntılara çok fazla takılmak yüzünden bütünden kopabilir.

Sağ Lobun Yönetmeni: Öykü anlatmayı, bir işin sonunu getirmeyi becerir. Ayrıntıları değil bütünü dikkate alır. Sanat, batını (iç değerler), felsefe, metafizik, din kavramları üzerinde yüksek yoğunlaşma gösterebilir. Ayrıntıları es geçmek gibi özellikleri vardır.

Sağ- Sol Lob Dengesinin Yönetmeni: Öyküyü bütünde anlatmayı ve öykü içindeki en küçük ayrıntıyı yakalayabilmeyi becerir. Ayrıntıları bütün içinde yoğurur ve analitik anlamda da ne yapacağını kestirebilir. Yaptığı şeyin ne olduğunu kavramlar üzerinden anlatabilir. Anlattığı şeyi uygulayabilir.

Dikkat edilmesi gereken ve en ideal hal: sağ- sol lobun dengede olduğudur. Bu denge kurulmaya başlandığında ya da kurulmaya çalışılırken, bu kişi kendi halinin bu dengeye nasıl ulaştığını, ya da nasıl ulaşabileceğini sol lob'un aktivitesi ile tespit etmek durumundadır. Sanat eseri ortayan koyan yönetmen için de bu geçerlidir. Peki neden?

Çünkü; dengeyi kursada,ya da kuruyor olsada kişi; bu dengeyi kurabilmek için başka bir takım verilere ihtiyaç duyar. Kendini ve sanatını tanımak için.

1- Extravert: Dışa Yönelimli Yapı

2-İntrovert: İçe YönelimliYapı

En kısa süzgeçte, yönetmen sanatının dışavurumunun dengesini; sağ ve sol lobun dengesine kendinde farkındalık oluştuğu veya bu dengeyi oluşturmak istediği anda ilk önce kendisinin Extravert veya İntrovert yapıdan hangisi olduğunu keşfederek ve bu farkındalık içerisinde bir takım uygulamalar yaparak kurabilir.

Extravert; olan arkadaşım, yani ilhamını; dışarda gezerken, konuşurken, doğayı seyrederken, başkalarını dinlerken alan şahıs, bu tespiti yaptıktan sonra; kendini kendine, yani içine yönlendirmelidir. Bu kişi; okumaya, sezgilerini açık tutmaya ve biraz içeri çekilmeye razı olmalıdır. Ta ki kendinde dengeyi bulana kadar.


İntrovert; olan arkadaşım, yani ilhamını; okurken, yazarken, tuvaletteyken, kendiyle yalnızken, dinlenirken alan şahıs; kendini biraz dışarıya, topluma salıvermelidir.

Sezgisel- algılayıcı, yargılayıcı- empatici gibi extravert ve introvert'e benzer ayrımlar da var. Ama bize şimdilik içe dönük ve dışa dönük verileri yeterlidir. Kendini kapsamlı bir değerlendirmeye maruz bırakmak isteyen arkadaşlarım “MBTI” metoduna bakabilirler.

1-Şimdi; kişinin( yönetmenin) sol lob olduğunu ve extravert olduğunu düşünelim. Nasıl bir gelişim süreci sağlanabilir. Öğrenme süreçlerini kişisel ayrımlara girmeden (görsel, işitsel, deneysel ve dilsel) bir kabul edelim.

Bu arkadaş ayrıntılara ve işin teknik kısmına çok düşkün olur. Bütünsellik elinden kaçabilir. Hatta filmdeki planlarını matematiksel süzgeçlere maruz bırakabilir. Sezgi yolunu kapatarak, kendini daha önce planladığı salise- saniye matematiğinin içinde kaybebilir. Katı, sabit fikirli, ilhamlara kapalı bir yapıda olabilir. Çekim sırasında oluşabilecek tüm yararlı yenilikleri daha önce belirlenen planların dışına çıkmamak için red edebilir. Set işini sever, teorilerden uzak durur. Toplumsal olayların analizinde gayet başarılıdır. Hangi tür, hangi film, hangi oyuncu eksikse ve hangi yenilik ilgi görmeye hazırsa; o yöne kendini verir. Örn: Sinan Çetin, Sergei Eisenstein, Hollywood'un Memur Yönetmenleri)

Denge hali için: Bu arkadaş; kendini biraz işin teorisine vermelidir. Kültürel boyutlarda ezber bir bilgi birikimi için değil de, bu” sinema- sanat nedir? aslında” diye işin içine derince girmelidir. Menfaatlerinden, anlık kazançlarından biraz da olsa vazgeçmelidir.

Biraz da kendini içine kapatsa iyi olur. İçten gelen ilhamı tıkadığı için, sanatını bir kapitalist furyanın peşine takmak tehlikesinde kalır. Para kazanabilir evet, yalnız; “Sanat değil bu adamın işi” lafına rast gelebilir. Biraz kendiyle ilgilenmeli, içinde neler oluyor araştırmalı, sanki biraz inzivaya çekilip kendine “Ben” kimim sorusunu sormalıdır.

2- Sol Lob ve İntrovert Yönetmen

Ayrıntılara dikkat; sol lobtan dolayı devam etmektedir. Yalnız; toplumsal olayları değil, kişisel bulanımları, devinimleri, gelişimleri tespit eder. İçerde neler oluyor, hangi insan hangi halde, “ben ne haldeyim” diye düşünür., “Bana neden bu şekilde davrandılar” sorusunun tespitini yapar, ama çözümünü genellikle bulamaz. Örn: Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan

Bu arkadaş; kendi içe kapanıklığını yok etmeli, “beni anlamıyorlar” tribinden kendini kurtarmalıdır. Dışarı çıkıp “neler oluyor hayatta” sorusuyla etrafa bakmalıdır. Gazete okumayı artırmalı ve “toplumda değişimler nelerdir”, “insanlar ne izler, ne ister”, “benim tespitlerime çözüm bulan başka kimler olabilir” “onlar ne diyorlar” soru halini kendine yerleştirmelidir.

3- Sağ Lob ve Extravert Karakter

Bütünlük öne çıkmaya başlar. Bu arkadaş kısa film çekiyorsa mesala; film güzel bir öykü anlatımına sahiptir, fakat bir takım devam hataları, küçük diyolog hataları, “basit” deyip geçilen noktalar yönetmenin kendisini zora sokar.
Aşk, Sevgi, Hiçlik, Felsefe, Tasavvuf alanlarında toplumsal eksiklikleri sezgisel yolla hisseder. Kim neler yapıyor, bu arkadaş neden böyle yapıyor; tespitini empati kurmadan, kendi çözüm yoluyla bulur ve onu uygular. Sezgisel olarak yol alır. Setlerden ve hiyerarşiden hoşlanmaz. Kurgusal evrenleri karmaşık ve entellüktüel kendi gibi kişiliklere açıktır. Filmleri genel izleyicide tatlı bir tebessüm uyandırır; ama üzerinde fazla konuşulamaz.
Ör: Caner Küçük, Michel Gondry, Tim Burton

Denge hali için; Bu arkadaş; ayrıntılara dikkat etmelidir. Ekibini; kendini anlayabilen kişilerden seçmeli, her işi kendi yapmaktan vazgeçmelidir. Sezgisinde bulunduğu şeyleri sınırlamalı, hacmini daraltmalı ve üzerinde literatür kavramlarla çalışmalıdır. Yalnız başına kalmalı, daha sonra toplumsal olayların sezgisinde diğer yardım alabileceği kişiler ile empati yoluyla bilgi alışverişi kurmalıdır.

4- Sağ Lob ve İntrovert Karakter

Bütünsellik halen öne çıkmaktadır. Yalnız bu sefer; toplumsal sezgiler değil, kişisel sezgiler ön plandadır. İçinden bir ses; “Şunu kesin yapmalıyız” der. Toplumda bu konuda genel olarak; ne tür bir açılım vardır bu konuda dikkat edilmez. İçe kapalılık söz konusudur. Kavramlarla düşünme geri planda kalmıştır. Kendi yolununun ve dilinin peşindedir. Çözüm bulunsa dahi; adım atmakta zorlanılır. Örn: Robert Bresson, İngmar Bergman

Denge hali için: Bu arkadaş; teoriyiyi kavramlar üzerinde sezgiler ile birlikte düşünmeyi öğrenmelidir. Ayrıntılara dikkat etmelidir. Klasik anlatı yapısını korumalıdır. Tespit yoluna başvurup; kendini; sezgilerinin sonucunda bulduğu “hakikatin” ne olduğu hakkında söylenenleri, yazılanları ve konuşulanları ve ayrıca uygulananları dinlemeye ve uygulamaları aktif hale getirmeye çalışması gerekmektedir.


Bu dengeyi kişisel hayatlarında oturtmuş çok fazla insan vardır. Yazmak istemiyorum. Ama sinemada ve sanat eserlerinde iş biraz daha zor olacaktır. Bu konuda dengede olmaya çalışan yönetmenlerimiz az orandadır. Tam denge kurulmasa da;

Andrey Tarkovski: Sağ- Sol Dengeli İntrovert

Sergei Parajanov: Sağ- Sol Dengeli Extrovert

Stanley Kubrick: Sağ- Sol Dengeli Extrovert

Semih Kaplanoğlu: Sağ- Sol Dengeli İntrovert

diyebilir ve bu kişilerin de dengede olan eserlerinin varlığını tespit edebiliriz. Dışsal ve içsel örnekler; sinemadan önce doğunun en görkemli yıllarını yaşadığı vakitlerde İbn'i Sina, biraz daha zaman sonra da Leonardo Da Vinci olarak gösterilebilir.

İşte böylelikle; sol lobumuzun aktivitesi ile derin bir analize; tespitimizle cevap veriyoruz ve bu tespite çözümü; sağ lobun aktivesi ile kavramlar yoluyla teoriksel olarak kağıda döküyoruz. Dışardaki yönetmenlerden yola çıktığımız için Extravert, sezgisel yaklaştığımız ve empatici olduğumuz için de toplumun yüzde birini oluşturan “Empaticiler” grubuna dahil oluyoruz. Dediklerimizi kendimizde uygularsak dengeyi kurabileceğimizi düşünüyoruz.


---Mehmet Şenkal'in yazısından alıntıdır.---

Mehmet Emin Yıldırım

(meyproduction@gmail.com)

"M.E.Y"in Seyir Defteri- Barselona, Barselona

Gönderen paranormal | 2 Oca, 2009
Yer: Maçka G-Mall Sinemaları, İstanbul

Eküri: Sadi Çilingir, Gizem Ertürk, Ali Ulvi Uyanık, Erol Bilem, Hakan Sonok...

---Barselona, Barselona -Vicky Cristina Barcelona---


Yönetmen: Woody Allen

Konu: Amerikalı Vicky (Rebecca Hall) ve Cristina (Scarlett Johansson) İspanya’da bir yaz geçirirler ve gösterişli sanatçı (Javier Bardem) ve onun güzel fakat dengesiz eski eşi (Penélope Cruz) ile tanışırlar.

Vicky evlenmek üzere olan muhafazakar bir kadındır. Cristina ise cinsel serüvenlere açık özgür ruhlu bir kadındır. Kaderleri kesişen üç insan arasında doğan aşk ilişkisi kaotik sonuçlar doğuracaktır.

Kurgu ve Montaj: Woody Allen filmlerinde öykü anlatımı öne çıkar. Öykü; nasıl anlatılmak isteniyorsa ona göre diğer öğeler eşlikçi seçilirler. Bu filmde de bir dış ses (anlatıcı) ile öykü anlatımı destekleniyor. Take The Money and Run tadında, tatlı bir hava tüm filmi kaplıyor ve bizi sürüklüyor. 2 Puan

Senaryo: İşlenen konuyu iki açıdan değerlendirmemiz gerek. Birincisi “batı ayaklı” toplumların -manevi boşluklarını doldurma gayreti- tespiti. İkincisi sadık bir karakter ve klasik gözüken ( muhafazakar) bireylerin ar
tık sıradışı anlam taşımamaları ve bir zaman sonra aşklarının ve ona aşık olanların aşklarının sönüyor olması. “O nu seviyorum ama, ona artık aşık değilim” bu cümle bir kişisel tatminiyetsizliğin kaçamak bir cevaba bağlanması ile geçiştiriliyor. “Ama bütün suç bende”, “Farklı heyacanlar arıyorum” gibi sözlerle klasikten kaçıp aykırı yaşam koşullarına ayak uydurmaya çalışan kişiliklerin; aslında bu aykırılıkta dahi tatmin olamamaları söz konusu. Yönetmen; ele göze gelmeyen bu dengesizliklerin altına hacimce büyük bir imza atıyor. İnsanoğlu kaçıyor; hem de kendinden... 2.4 Puan


Oyunculuk: Penelope Cruz' a değinmek zorundayım. Çok yüksek bir performans sergilemiş. Diğer oyuncular, isimleri, yüzleri ve popülerlikleri ile toplu bir sine-masal gösteri sunuyorlar. Oyuncu yönetiminin de başarılı olduğu söylemek zorundayım. 2.8 Puan

Sonuç: 7.2 Puan... Film salt olarak; kendi evreninde; sevimli bir atmosferde geçiyor. Kelime oyunları, situation comic'ler( dumurlar), güçlü diyologları ve oyunculukları için izlenebilir. Woody Allen'in bu toplumsal yozlaşma tespiti; umarım yavaş yavaş tatminsizliğe adım atan bizim kültürümüzüde yalnızca bir nispet- nasihat olarak kalır. Filmin sunduğu evreni; kendine ve sevgilisine sadık, seven ve aşık olan bir kişilik olarak ne yazık ki kabullenemiyorum. Saygılar

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

"M.E.Y"in Seyir Defteri- Üç Film Birden Kuşağı

Gönderen paranormal | 1 Oca, 2009
Filmler:

1- Being John Malkovich- John Malkovich Olmak

2- Big Fish- Büyük Balık

3- Recep İvedik

---Being John Malkovich- John Malkovich Olmak---


Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Spike Jonze

Sonuç: 7.4 Puan... İzlenmeli Film... "Herkes başka birine benmezek, seçtiği evrenindeki başrolü gibi biri olmak ister". Para, mevki, güzel kadın, araba, popülerlik. Kim neyi eksikse; onda eksik olanı, egemen etmiş birine içten içe kıskançlık duyar. Kişi; kendisine de aynı imkanlar verilse diğer kıskandığı kişideki gibi, aynı başarıyı kendisinin de elde edebileceğini söyler ve düşünür. Ama hakikat bellidir ve herkes kendisine kolaylaştırılanı yapar. John Malkovich de olsanız; olmanız gereken yine kendinizdir. Başkası değil. Bunu da ancak, bir çok maddi değerden vazgeçerek, manevi, soyut duygu olan "AŞK" ile elde edebilirsiniz diyor film. Ne elde etmek istiyorsanız, size ne kolaylaştırılmışsa tabi...

Derin içeriği, muhteşem oyunculukları (John Cusack, Cameron Diaz, John Malkovich), kendini gerçekleştirmenin faziletinin saklı olduğu imgelemleri için izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.

--- Big Fish- Büyük Balık---


Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Tim Burton

Sonuç: 7.4 puan. İzlenmeli Film... Tim Burton'un epiksi- gizli didaktizmli filmleri hemen herkes tarafından beğenilir. İdeallerinden kısmadan, realiteyi yaşamak: Tüm güzellikleri elindeki ik damla yağı dökmeden seyre dalmak. “Tim Burton” hayal- gerçek karışımı filminde; filminde sunulana sinematografik olarak hayal- gerçek bir yanıt vererek, hem film yapmak isteyenlere katkıda bulunuyor, hem de yaşamlarını belirli dik noktalarda kesinliklerle yaşayanları ironi bir öğretim sürecinde sarsıyor. Tim Burton bunu hep yapıyor zaten. “Babam ve Oğlum” bir Çağan Irmak filmi, burdan ilhamlanmış gibi geldi bana. “Even McGregor”un oyunculuğu harika...

---Recep İvedik---



Yer: Cihangir Ev, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal

Yönetmen: Togan Gökbakar

Sonuç: 6. 4 Puan. İzlense de olur, izlenmese de... Tek bir karakterin etrafında dönen hikayeleri aslında seviyorum. Karakterleştirme- Olay- Karakter üçleminde hem prodüksiyon olarak, hem de öyküleme sürecinde çok kolaylık sağlıyor; biz yönetmenlere. "Recep İvedik" ikinin (2) fragmanını izlediğimde biraz daha heybetli bir şeyin geleceğini düşündüm. İnsanı güldürüyor evet; ama biraz da kurguya dikkat edilse. Hacime, öyküye çok az da olsa duyguya inilse. Yapabiliriz evet; biraz daha kibar olarak ve empati kurarak...

“M.E.Y”in Seyir Defteri- Film Unborn (Doğmamış)

Gönderen paranormal | 31 Ara, 2008

Yer: Maçka G-Mall Sinemaları, İstanbul

Eküri: Sadi Çilingir, Ali Ulvi Uyanık, Erol Bilem, Hakan Sonok ve bir çok gazeteci, yazar...

--- “Unborn- (Doğmamış)” ---



Yapım: UIP Film

Vizyon: 9 Ocak

Yönetmen: David S. Goyer: (Blade: Trinity, The Invisible, Batman Begins)

Konu: Casey Beldon (Odette Yustman) kendisini çocukken terk eden annesinden nefret etmektedir. Ancak açıklanamaz birtakım olaylar meydana gelmeye başlayınca annesinin neden onu terk ettiğini anlamaya başlar. Sonunda musallat olan hayaletin (Dibbuk) uyanık saatlerine de egemen olması üzerine çareyi spiritüel olaylar danışmanı Sendak’a (Gary Oldman) başvurmakta bulur.

Sendak’ın yardımını alan Casey, ailesi üzerindeki lanetin kökeninin Nazi Almanya’sına kadar uzandığını keşfeder. Herkese ve her şeye yerleşebilme yeteneğine sahip olan bu yaratık, bedenleri ele geçirdikçe daha da güçlenmektedir. Lanetin ortadan kalkması için tek şansı, dünyamızın ötesinde henüz doğmamış birisi tarafından açılmış olan bir giriş kapısını kapatmaktır.

Dibbuk: Yaşayan bir insanın bedenine giren ve hareketlerini yönetebilen bir şeytan veya ölü bir insanın ruhu. Bu şeytan bir bedene girdiğinde ancak dini seremoni yoluyla çıkarılabilir.

Kurgu ve Montaj: Son zamanlarda gördüğüm en güzel gerilim efektlerine sahip film. Yönetmen filmi 45 günde çektiğini ve 10 gününü yalnızca şeytan çıkartma sahnesine harcadığını söylüyor. Gerilim sahnelerinde çok güçlü resimler yakalanmış. Açıkçası sabah erken vakitte izlediğim için mi, yoksa biraz naif bir karaktere sahip olduğum için mi bilinmez; bu film beni gerçekten ürküttü. Ancak; kurgu sırasında önemli sahneye (Şeytan Çıkartma Sahnesi) hızla ulaşmak için neden- sonuç ilişkisinde sorun olduğunu ve filmin ilk yarısında çok basit geçişler olduğunu söylemeliyim. 2.5 Puan



Senaryo: Dibbuk; bizim Hasan Karacadağ'ın “Semum”unun diğer öğretilerdeki adaşına benziyor. Alemler arası (Berzah- Efal) geçiş yapabilen güçlü bir cin olduğunu düşündürüyor bana. Bu konu da tartışmalara açık ama; film atmosferini ön plana çıkartmak istiyorum. Yönetmen seyirciyi sıkmamak için teorik bilgiyi es geçerek, “bu korktuğumuz aslında nedir” soru detaylarını erteliyor ve direk gerilimi ayağımıza getiriyor. Bu konuda biraz daha detaylı anlatıma başvurulmalıydı. Bu haliyle ordan burdan toplanmış bilgiler yığınıyla, tesadüfler zinciri oluşmuş. Bu kategoride puanımız ne yazık ki düşüyor. 2 Puan

Oyunculuk: Cloverfield (Canavar) filminden Odette Yustman klasik filmlerin “korkacak güzeli ”. Çok fazla erotik sahneye kaçmadan, güzel kızımızın vücud hatlarını fazla sergilemeden korku filmi çekilebilmesi gerçekten güzel. Kızımız abartı olmayan güçlü bir oyunculuk sergilemiş. Gary Oldman kastına yeter bir oyunculuk sergiliyor. Çocuk oyuncular korkutuyor. Diğer oyuncular bu şenliğe eşlik etmişler... 2.5 Puan


Sonuç: 7 Puan. İzlenebilir Film. Biraz konunun içeriğine, anlatımına ve neden- sonuç ilişkilerine dikkat edilse, yeni bir The Exorcist (Şeytan) yakalanabilirmiş. Güçlü efektleri, güzel oyunculukları , gerilim sahnelerindeki başarılı resim ve kurulan atmosferler için izlenebilir. Neden sorusunu sormayın yeter. Saygılar.

BARTON FINK: Kaçınılmaz Hayat ve Sinemasal Çözüm

Gönderen paranormal | 30 Ara, 2008
Yer: Emre Köseoğlu Ev, Yeşilköy, İstanbul

Eküri: Caner Küçük, Emre Köseoğlu

--- Barton Fink---
Yönetmen: Coen Biraderler (Joel Coen)

Önemli Ön Bilgi: Sinemamızda güçlü açılımlar sağlaması amacıyla teoriksel bir takım veriler sunulacaktır.

Bir senaryo- öykü- anlatı (bu üç kelime için “öykü” kelimesi kullanılacaktır.) biriminin yapısı üç temel kategoride incelenir.

1- Olay Örgülü Öykü: Klasik yapıdır. Bir neden- sonuç ilişkisi sorunsallığı üzerinde aktiftir. Belirli bir olayın başlangıcı, karakterler üzerindeki etkileri ve karakterlerin bu olayın içindeki yerleri, olayın gelişimi ve olayın sonucu önemli öğelerdir. Gençlik yıllarımızdan beri positivizm kaynaklı öğretilerimizde gördüğümüz Giriş- Gelişme- Sonuç üçleminde değerlendirilir. Mitler ve en eski kaynaklardaki ana anlatım yapısıdır. Senaryo babında düşünürsek kısa filmim “Dost Kazığı” bu kategoridedir. Hollywood filmleri tamamına yakın bu yapıdadır. John Ford- Stage Coach (Posta Arabası) , Matrix, Back To The Future (Geleceğe Dönüş) bu kategoriye örnek olarak verilebilir.

2- Minimalist Olay Örgülü Öykü: Belirli bir neden- sonuç ilişkisi, olay örgülü öykülerde olduğu gibi bulunur. Yalnız film evreni çok spesifik ve amprik olarak küçüktür. Olay örgülü klasik yapıda 3 saniye sürebilen bir sahne, minimalist olay örgüsünde 30 dakika sürebilir. Hatta tüm filmi bile kaplayabilir. Senaryo babında; kısa filmim; “Çocuk Oyunu” bu kategoridedir. Nuri Bilge Ceylan- Uzak filmi bu konuya iyi bir örnektir. “Durum” öyküleri ve senaryolaşmaları (Cehov, Gorki, Hemingway) minimalist olay örgüsüne dahil edilebilirler.

3- Olay Örgüsüz Öykü: Neden- Sonuç ilişkisi bozulmuştur. Film karakteri örneğin bir gün rüyada, bir gün dışarıda, bir gün Amerika'da, bir gün Fransa'da olabilir. (Nedensiz olarak) Klasik yapının bozulması ile elde edilen bir yapıdır. Politik olarak “sanat filmleri” tabiri içerisinde bir çok örneği bulundurulmuştur. Kısa filmim “Ben, Sen, O” bu kategoridedir. Bergman- Persona, Godard- Serseri Aşıklar en iyi örnekleridir.

(Story- Robert McKee kitabı ayrıntılı bilgi için iyi bir kaynak.)

Barton Fink ve Getirileri

Bu filmi 1991 yılından çıkartıp yeniden gündeme getirmemin nedeni bir filmin en önemli aşaması olan öyküleme sürecindeki işlenişinin entrasanlığıdır. Ülkemizdeki yeni yönetmen adaylarının ve yeni sinema dili oluşturma peşinde koşanların iyi bir şekilde incelemesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. “Öykü; içindeki filmin herşeyidir” öngörüsü ile bu filmin öyküsü iyi incelenmelidir. “Sinema” dengedir. Bir başka deyişle Metin Gönen'in “Paradoksal Sanat Sinema” adlı kitabında bahsettiği gibi sinema “paradoksal bir sanat”tır.


Barton Fink; bir tiyatro yazarının( John Turturro) ortaya koyduğu iyi eleştiriler alan bir eserinden sonra Hollywood'a senaryo yazmaya gidişini konu alıyor. Konusundan ziyade önemli noktaya gelirsek:


-Film kurulum aşamasında, yani film başlarken, Klasik Olay Örgüsünde açılıyor. Yazarın oyununun sonu, Hollywood'a gitmesi için bir teklif ve Hollywood'a gitmesi. Klasik bir “Olay Örgülü Öykü” yapısının Klasik Neden- Sonuç ilişkisi girişi.

-Yazar Hollywood'a ulaştığı anda güçlü bir klasik tür gelişme bölümü olması beklenirken film durum hikayesine yani, Minimalist Olay Örgülü Öykü'ye dönüşüyor. Yazarın; tek bir odada yazı yazmaya çabalaması, psikolojisi öne çıkartılıyor.

-Yazar; sonraları istenilen yazıyı yazamadığından dolayı yapım şirketinden kovuluyor. Yan oda arkadaşının; beraber olduğu kadını öldüren kişi yani bir seri katil olduğunu anlıyor. Film sonuçta ise Olay Örgüsüz Öykü'ye dönüşüyor. Fantastik bir evrende, neden-sonuç ikileminde açıklanamayacak bir yapıya bürünüyor. (Ateşli Otel Sahnesi)


Son sahnenin, resmin ise önemi büyük; film odadaki yazarın odasındaki resimle tıpatıp aynı bir sinemasal resimle sonlanıyor. Bu durumda film sonunun; Olay Örgülü (Klasik) son, Minimalist Olay Örgülü son ve Olay Örgüsüz son da olabileceğini gösteriyor. Film dengede kalıyor. Yazar artık bundan sonra Hollywood için yazı yazmayacaktır; bu anlatılıyor.

Barton Fink; Cannes Altın Palmiye ödülü ve klasik izleyicilerin de beğenimi ile, politik bir ayrım olan “Sanat Filmi” ve “Ticari Film”tabirlerini dengede tutuyor. Film her algı sahibi tarafından izlenebilir halde ve sinema'nın sanatlığını koruyarak yapıyor bunu.

Bu öyküleme açısından dengedeki film yapısı; -diğer sinemasal anlatım öğelerindeki dengeye değinmeyeceğim- Türk sineması için önemli bir açılım sağlayabilir. Kaygıları (ticari- sanat) uzaklaştırabilir. Sinemanın sol yarım küresi klasik yapı ile, sağ yarım küresi Minimalist Olay örgülü ve Olay örgüsüz yapı dengeyle benim açılımımca “Tevhid” sinemasına açılım yapıyor. Yani -hükmü yapısı- ve -yeniden yorumlanabilecek- yapısı yerli yerinde. (Kuran-ı Kerim).

Coen kardeşler; filmdeki yazarın sanat uğruna yazamadığı Hollywood senaryosunu Barton Fink filmi ile yazıyorlar. Önce Musa öğresitisiyle (Tenzih) sanat ve ticaret bir arada olmazsa sorunlar yaşanabilir diyorlar, yazarı örnek gösteriyorlar, yani olayı “Tespit” ediyorlar, sonra kendi yaptıkları film ile; İsa Öğretisi( Teşbih) sanat- hakikat ile özlerini sinematografinin içine yapıştırarak, bakın işte böyle bir film yapılabilir diyorlar ve filmi yapıyorlar. Tespit ve sanatçının bu tespite çözümü açıkça seçilebiliyor.

Barton Fink'i izlemeyenleri izlemeye, izleyenleri de yeniden izleyip derin bir değerlendirmeye davet ediyorum. Yeni açılımlar ve aslında “Yeni” olmayan, eskide kaybolan, unutulan Yeni'yi bulmak için en azından. Saygılar

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

Aşkınlığa İki Kala: Sonbahar

Gönderen paranormal | 25 Ara, 2008
 Yer: Cine Majestic Beyoğlu, İstanbul
Eküri: Gizem Ertürk

---Sonbahar--- 



Yönetmen: Özcan Alper

Not: Klasik seyir defterinden uzak bir yazı olacaktır. Filmin fikrinde öne sürdüğü, kuşak olayları, sembol, kavram ve deneyimlerin bendeki deneyimlerle örtüşmesinden çok; sinematografideki göze çarpan özgünlüklere ve yeni açılımlara göz atacağım. İlgim; anlatılan hikayenin “Ne?” olduğunda değil nasıl anlatıldığnda ve sinemamıza “Ne?” kattığındadır.


1- Mekanizmanın Kurulumu

Filmde; anlatılan dönem ve uzuvları, kullanılan mekanlar, konuşulan dil, oyuncu kişiler tüm sınırlamaları dahilinde “kültür” öğeleridir. Bu sınırlamalar, evrensel mekanizma özünün (ideal hayat) fiziksel mekanca kısıtlı bir bütünlüğüdür. Salt sinema; bu evrensel olmayan seçim bütününü kendi içselliğinde mutlak öze yayar ve kültür öğesini bu evrenselllikte yoğurur. 

Sonbahar filmi; “Karadeniz”, “Sosyalizm”, “Lehçe”, “Manzara”, “İnsan” ve “İletişim” gibi başlıca kavramları bir kapta yoğuruyor. Sinemamızın aşılası temel sorunlarından biri içine kapanıklık tabirini ortadan kaldırıyor. Filmi izleyen envai çeşit dünya uygarlığının farklı kültürdeki izleyicileri bu filmdeki evrensel öğeleri algılarınca tespit ederek filmden “Zevk” alacaklardır. Bu ideal sinemanın tespit ayağıdır ve sonbahar bu kadar bize tanıdık öğeleri tüm dünyaya iki boyutlu perdeyle yayabilmiş ve yayabilecektir.

-Bir kıyasta şu ki; Sonbahar'ın evrenselliği dikkate değer bir kültür- insan tespitinde yatar. Nuri Bilge Ceylan sineması yalnız “İnsan” ve İletişim” kavramlarını evrensellikte tespit ederken, Sonbahar ve Özcan Alper; daha ileride diyebileceğimiz “Kültür- İnsan” tespitine varmıştır. Mutlak özün algıca kısıtlılığının (Film Kurgusal Evreni) yansımasını (tecelli) ideal hayattaki bütünde doğru olarak uygulamıştır. Bu çok büyük bir gelişim ve paylaşımdır.-

Bu yukardaki bahis “Musa” öğretisinin sol yarım küredeki açıklığı “Furkan” “farkındalık” ve “tespit” mekanizmasının algısal kurulumudur. Bu fark; ideal sinemanın -daha sonrada bahsedeceğim- “Sol Yarımküresini” temsil eder. (Tenzih)




2- Mekanizmanın İşleyişi

Filmde; görsellik; fotografi ve sinematografi bütünlüğü ile görüntü yönetiminin (Feza Çaldıran) açık başarısıyla muazzam derecede doğru sağlanmıştır. Nadir bir görsel eser ortaya sunulmuştur. 

Filmde; oyunculuk; yalınlık ve farkındalık çemberinde işlenen diyaloglarla muazzam bir oyuncu yönetimi (Özcan Alper) ile sunulmuştur. Yönetmen “kültür- insan” seçimini tanıdık olduğu alanlarda güçlü analizleri ile sunmuştur. Yusuf (Onur Saylak) ses tonu, fiziği ve hal anlatımı ile yönetmenin kafasındaki birimdir. Kast seçimi cuk oturma tabiri içerisindedir. (Özcan Alper; Onur Saylak'a benziyor.) Diğer oyuncular kendilerini oynamak gibi bir zor bir görevin üstesinden gelmişlerdir.

Filmde; ses öğeleri; üflemeli çalgının ve diğer eşlikçi seslerin kendi içlerindeki bütünlüğü ile takdire şayandır. Bu üflemeli çalgının nasıl kullanırsa kullanılsın tüm algı kapasitelerince titreştiği açık seçik aşikardır. 

-Yalnız!; işitsel öğeler yani ses öğeleri (tınılar), görsellikle bir harmoni oluştursun diye seçilmelidir. Görselliğe eşlik etsin diye değil. Filmin birkaç yerinde kullanılan batı müziği temelli ses parçası filmi izleyiciden itmekte, birkaç yerde tekrara düşen karadeniz müziği ise görsellikten seyirciyi alıkoymaktadır. Demem o ki; filmi zilerken perdedeki sahne bir karanlığa düşüş yaşasa (teknik arıza) seyirci o anda o eksikliği müzik nedeniyle hissetmeyecektir. İdeal sinema görsel- işitselliği bütünsel bir harmoni ile algılarca titreştirir ve asla birbirinden ayrı tutamaz.

Filmde; öz olarak işlenen, Yusuf karakterinin durgunluğu ve tanıştığı hayat kadını ile gelen pişmanlık dalgaların Yusuftaki içsel coşumu, bir bütün içerisinde dengede olarak kalmamıştır. Yusuf'un durgunluğunda tekrara düşülmüş, kadının Yusuf'un tersine Yusuf sebepli boşverip gitme isteğinin fazlalığıyla bu duygunun Yusuftaki tesirleri es geçilmiştir. Yusuf “hal olarak” bulunduğu ortama kendini salıvermektedir evet ama kadının filmdeki Yusuf üzerindeki etkisi; karadenizin coşgun dalgalarını göstertebilecek kadar içsel devinim yaşatmamıştır. 


Bu mekanik ve sezgisel işleyiş; oyunculuk, görsel bütünlük ve sesin birkaç yerde kullanımı ile “İsa” öğretisinin sağ yarım küredeki açıklığına denk gelir. Bu; yalınlık, “Hal” durumudur ki “Öz” itibariyle sevgi öğretisidir. Sinemanın sağ yarım küresine açılım getiren bu yapı -özün sinematografiyle yapışması-, “bir” (1=1) olması itibariyle ortaya çıkacaktır. Bu filmde ilk başta kurulumda fark edilen tespite (tenzih), sanatçının vakıflığında çare- çözüm- fiil bulunmalıdır. Sanatçının “hal” yakınlığı burada yatar. Sanatçının anlatılan hale içinde nasıl ulaştığında yatar. Bu İsa öğretisi Teşbih'dir.

3-Mekanizmanın Sonucu

Sonbahar; Türk sinemasındaki elle tutulabilecek nadir eserlerdendir. Sinemamızın en güçlü yapıtlarından biridir. İdeal sinemaya “yakin” sağlayan nadir eserlerdendir. Haliyle tüm sinema severleri ve sinema sevmeyen olanları dahi bu filmi izlemeye davet ediyorum. Saygılar

---İdeal sinema mı nedir? İdeal sinema “AŞKIN” olandır. “Tevhid”dir...

Mehmet Emin Yıldırım 

(meyproduction@gmail.com)

"M.E.Y"in Seyir Defteri Film- Yağmurdan Sonra

Gönderen paranormal | 25 Ara, 2008

Yer: Şişli Movieplex Sinemaları, İstanbul

Eküri: Mehmet Şenkal, Gizem Ertürk ve birçok gazeteci, yazar, yönetmen, oyuncu...


---Yağmurdan Sonra---


Yönetmen: Görkem Turgut

Müzik: Cahit Berkay

Sonuç: 5.4 Puan... İzlenemez film. Çeşitli televizyon dizileri bu filmin yerine ne yazık ki tercih edilebilir. Cahit ustanın eserlerini salt sound olarak dinleyip vakit geçirebilirsiniz. Pelin Batu ve Nilgün Belgün bu “değişik” eserin içinden doğal oyunculukları ile bir müddet veya bir parça sıyrılabilmişler. Tek artımız bu. Oyuncu yönetimi, diyologlar, montaj nereden tutsam elimde kalıyor. Daha fazla yazmak istemiyorum. Kötü bir eser, yalnız, eski, demode. Kusura bakmayın ve izlemeyin...

"M.E.Y"in Seyir Defteri Film- Issız Adam

Gönderen paranormal | 22 Ara, 2008
Yer: Afm Fitaş Sinemaları Beyoğlu, İstanbul

Eküri: Ayşe Uysal, Mehmet Şenkal, Işın Ünal

--- Issız Adam---


Yönetmen: Çağan Irmak

Konu: Kendi restoranının aşçısı olan Alper lüks bir düzen içinde gününü gün ettiği bir hayat sürmektedir. Hayatını çocuk kostümleri tasarlayıp dikerek devam ettiren Ada'ysa mütevazi bir hayat sürmektedir. Bu ikili bir sahafta karşılaşırlar. Alper Ada'yı iş yerine kadar takip eder. Ada'nın sahafta aradığı kitabı başka bir yerden satın alıp Ada'ya hediye eder. İlişkiyi başlatan bu hareketten sonra kendini aşka kaptıran Ada ve “duygusal anlamda sıkışık” filmce “ıssız” Alper, Alper'in annesinin İstanbul'a gelmesi ile ilişkilerini farklı bir boyuta taşıyacaklardır. 

Kurgu ve Montaj: Dikkate değer bir nokta var! Klişe eleştirilerin buluştuğu nokta: ilişkinin başlama noktası olan sahaf sahnesinin basitliği. Bu sahnenin neden? bu kadar basit ve sıradan olduğu. Aslına bakarsanız film giriş bölümünde bu tür “yetersiz tasarlanmış” gözüken bir çok sahne ile dolu. Filmin tüm kurgusunu etkileyen bu tür basit sahneler şu anlamı vermeye çalışıyor olabilir:

Klasik olay öyküsü, giriş- gelişme ve sonuçtan oluşur. Yönetmen bu tür bir hikayeyi bir sine-fikre dönüştürecekse olayların birbiri arasındaki bağlarını sağlam temellerle kurmalıdır. Film içinde akıla bağlı öğelerde kopukluk olmamalıdır. Klasik anlayış budur.

Godard'ın öncülüğü ile başlayan Yeni Dalga Akımında ise “Klasik” tabirindeki bu sinefikirlerin altı oyulmaya çalışılmıştır. Çünkü hayat bu kadar planlı ve mükemmel dizayna sahip olmayabilir.


Çağan Irmak; olay hikayesi gibi gözüken filminde; esas itibariyle anlatmaya çalıştığı Alper karakterin durumuna hızlı bir geçiş sağlayabilmek için bu tür bir basitliğe -bilerek- başvurmuştur. Çünkü vahim olan bu insanların bir ilişkiye girmeleri değil, Alper karakterinin düzgün ve kontrollü bir ilişkiye nasıl yaklaştığıdır.
Bu ezberleri bozan sinemasal anlatım yolu için; bu kategoride filmimizden puanımızı esirgemiyoruz. 3 Puan

Senaryo: Gökhan Tiryaki gibi bir görüntü yönetmeni ile daha iyi bir iş çıkartılabilirdi diyebiliriz. Filmin planları yalnızca A+B= AB formülasyonu ile birbirine bağlanmış. Sinemanın gizemli öğeleri olarak adlandırılan ve sinema sanatının estetiğine bütününde yer veren: alan derinliği, geniş- yakın planlar ve ışık gibi öğeler yetersiz bir halde “yalnız” bırakılmış. Sinemada temel düşünce acaba bir senaryo metin cümlesini katıksız olarak perdeye aktarmak mıdır? Bir hikayeyi anlatmak için sinema sanatına başvurmaya gerek yok, edebi bir eserde ortaya koyulabilir diyoruz ve bu kısımda filmi yetersiz buluyoruz. 2 Puan.

Oyunculuk: Dizi oyunculuğu elbette sinema oyunculuğundan farklıdır. İstenilen saf sinema sanatı ise tabii. Alper (Cemal Hünal) karakteri fiziği ve yüz hatlarının düzgünlüğü ile güçlü bir kast eseri. Birkaç sahnede çağdaş tiyatro figürleri ortaya koysa da yeterli oyunculuğu ile puanı hakediyor. Ada (Melis Birkan) sırıtmadan, zor monologların üstesinden gelebilmiş. Anne (Yıldız Kültür) eksiksiz oyunculuğu ile tam puanı hakediyor. 2.7 Puan

Sonuç: 7.7 puan. İzlenebilir film. Çağan Irmak'ın çok güçlü bir analizci olduğunu söylemeliyiz. Kültür kavramı temelli toplumsal ve bireysel analizlerde çok başarılı. Tribünlere oynadığı söylense de tespitlerinin tutarlı bir hali var. Bu tespitlerin, bu filmde olduğu gibi bir takım ahlaki yozlaşmalara yol açmaması ümidiyle; amerikanvari ilişkilerde terkedileni oynayanlara filmi izlemelerini tavsiye etmeyerek ortadan kayboluyorum. Saygılar

"M.E.Y"in Seyir Defteri Film- Madagaskar 2

Gönderen paranormal | 16 Ara, 2008
---Madagaskar 2 (Madagascar: Escape 2 Africa)---
 

Yer: Migros 5M Cinebonus Sinemaları, Antalya

Eküri: Evren Ayerden

Sonuç: 7,0 Puan… Animasyonların Türkçe dublajı sinirimi bozuyor. Dublajın -çocuklar gelsin- diye yapılması sinirimi bozan aslında. Animasyonların bu hareketle her demden insana hitap edebilme özellikleri kayboluyor. Sinema salonlarında Türkçe dublajlarının yanında -tabi salon kalırsa - animasyonların orjinallerinin de mutlaka bulunması gerekiyor bence. Wall.E, İce Age, Spirited Away, Ratatouille gibi animasyonların yalnızca çocuklar için olduğunu kimse söyleyemez herhalde. Temelde bilgisayar destekli yapımlar da kendi içlerinde ayrılıyorlar. 3D olanı var, Japonların “anime”leri var, çizgi filmler var. Shrek, İce Age 3D animasyonlar, Naruto, Ghost İn The Shell birer Japan animesi (animasyon), Bambi, Redkit ise çizgi film (cartoon). Box Officelerdeki izlenme oranlarına bakınca bizim ülkemizde de animasyonlara en azından izlenme babında biraz daha özen göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bu bilgilerin ışığında, Madagaskar 2’nin türünün animasyon olduğunu anlayabiliyoruz. Her yaşa hitap eden bir tür filmi. Yalnız esefle, Madagaskar 2’ nin tür rakipleri ile yarışamayacak kadar güçsüz olduğunu da söylemek zorundayım. Hem sıradan öyküsü, hem karakter çizimlerindeki -3D dilini bilenler için- Smooth oranının bence lüzumsuz düşüklüğü, hem de güldüremeyen yapısı nedeniyle sıradan bir animasyon olarak kalıyor filmimiz. Birinci filmdeki penguenlerin ikinci filmde de de aynı performans ile enterasan komik- zeki hareketlerini görmek, güçlü dublajıyla az da olsa eğlenceli vakit geçirmek isteyenler izleyebilirler. Son olarak “I Like to Move İt” şarkı sözleri bari orjinal kalsaydı diyorum. Saygılarımı Sunuyorum…

Mehmet Emin Yıldırım

(meyproduction@gmail.com)

"M.E.Y"in Seyir Defteri Film-Dünyanın Durduğu Gün (The D.T.E.S.S)

Gönderen paranormal | 14 Ara, 2008
Yer: Migros 5M Cinebonus Sinemaları, Antalya

Eküri: Özer Taşkıran


---The Day The Earth Stood Still--- (Dünyanın Durduğu Gün)


Yönetmen: Scott Derrickson

Oyuncular: Keanu Reeves (Klaatu), Jennifer Connelly (Helen Benson), Jaden Smith (Jacob Benson), Kathy Bates (Regina Jackson)

Konu: Bilim adamı Dr. Helen Benson’ın (Jennifer Connelly) , insanlığı dünyanın beklediği krize karşı uyarmak için gelen ve asıl görevi dünyayın yok edilmesi fiilinin başlangıçlığı olan uzaylı Klaatu (Keanu Reeves) ile münasabeti ve bu varlığa üvey oğlu Jacobla beraber dünyanın kurtarılmaya değer bir yer olduğunu göstermeye çabalaması konu alınıyor.

Kurgu ve Montaj: Film; isminin şaşalı cazibesi ve güçlü fragmanı ile izleyiciyi yüksek bir aksiyonun kucağına itiyor gibi ama sinemasal evren, drama yapısını “Erdem” öğesi üzerinden hareketle temellendirmeye çalışmış. Dünyayı nasıl mahvettiğimiz, ne kadar acımasız varlıklar olduğumuz, kurgusal evrence yalnızca günlük halimizden tespitle şekillendirilmiş. Bu tespite ait veya bu tespitin çözümüne ait herhangi bir sine-fikri filmin içinde göremiyoruz. Didaktiklik ve salt aksiyon arasında kalmış bir film. Klasik montajı nedeniyle de bu başlık altında çok fazla puan veremiyoruz. (2 Puan)


Senaryo: 1951 yapımı, Robert Wise klasik bilim kurgusuna, tabii ki de ses çıkartmayız. Yalnız edebi eserin sinemaya aktarımları ya da yeniden düzenlenerek çekilen filmler, yönetmenlerini her aşamada çok yorarlar. Filmin ana öğesi erdem birkaç replik dışında çok havada kalıyor. Eldeki malzemeyle daha “sinema” bir film çıkartılabilirdi. Sıradan bir öyküye sahip olmayan ne yazık ki sıradan bir film. (2.2 Puan)



Oyunculuk: Keanu Reeves yerli yerinde bir seçim. Fiziği, yüzünün düzgünlüğü ve kibar ses tonu ile yüksek puanı hak ediyor. Will Smith’in oğlu Jaden haddini aşar bir oyunculuk sergiliyor. Jennifer Connelly bu oyuncularımıza eşlik ediyor. (2.8 Puan)

Sonuç: 7 Puan… Gönül isterdiki bu filme yüksek puan verelim ama ne yazık ki, ne tam bir aksiyon, ne de tam bir didaktik yapıya sahip. Bilimkurgu öğeleri, kurgusal evrenin; filmin süresinden ya da gereksiz ayrıntı çekimlerden dolayı tam olarak oturtulamaması nedeniyle, yalnızca kurgu öğeleri olarak kalakalmış. Oyuncuları ve oyunculukları için izlenebilir. Hayır! Diyorsanız kitap okuyun, ya da eski filmi yeniden izleyin… Saygılar

Mehmet Emin Yıldırım

(meyproduction@gmail.com)
1 2 3 4 5  Sonraki»